28 Ocak 2011 Cuma

Kendinden Vazgeçmek

Son zamanlarda farkettiğim bir şey beni gerçekten dehşete düşürüyor.

Kesinlikle genelleme yapmıyorum, mutlaka bu şekilde olmayan insanlar var.

Ama ögle yemeği sonrası kahve içerken ve geyik yaparken gözlemliyorum ki; kadınlar, özellikle de çalışan zavallı kadınlar, çocukları olduktan sonra onlarla uğraşmaya, tüm boş vakitlerini onlara ayırmaya o kadar alışıyor ki, herhangi bir T anında artık çocuk kapsama alanının dışına çıkınca sudan çıkmış balığa dönüp, kalan boş vaktini nasıl geçireceğini bilemiyor.
Çocuğu olmadan önce, renkli olduğunu söylediği bir hayatı vardı. Kocası ile başbaşa sinemaya gider, arkadaşlarıyla gece dışarı çıkar, spora gider, hatta sosyal yardım kuruluşlarına bile zaman ayırırmış. Ayırırmış diyorum çünkü ben bu dediklerini yaptığını hiç görmedim. Sonra bebeği olmuş, minnak yavrusuna kendini o kadar adamış ki, bebeği 5 yaşına gelene kadar 1 gece bile ondan ayrı kalmamış.
Hatta 10.evlilik yıldönümlerinde, kocası ile kalacakları on numara suit otel odasına üçü beraber gitti. Bu olayın trajik kısmı bence. Neyse gel zaman git zaman, oğlancık 5 yaşını bitirdi ve geçen yaz tutturdu “ben ananemlerin yazlığında kalmak istiyorum” diye.

Çocuğu orada bırakıp karı koca İstanbul’a döndüler. Asıl travma o noktada başladı. Kadıncağız özgürdü evet ama yapacak bir şey bulamıyordu. 10 günün sonunda bana “Doruk olmadan zamanımı nasıl geçireceğimi bilmiyorum, arayacağım ve kız kıza dışarı çıkabileceğim hiçbir arkadaşım kalmadığını farkettim, sanırım 2.çocuğu yapmamın zamanı geldi” diyince benim için söz orada bitti.
 İşin komik tarafı ise şu: Anne, İstanbul’da “oğlum da oğlum” diye inlerken, çocuk Çeşme’de annesini anmadan mutlu mesut deniz girip duruyormuş. Bizim anne iyice depresyon oldu bunu öğrenince.
Kesinlikle kimseyi yargılamıyorum, hatta çok da iyi anlıyorum. Kendin olarak kalabilmek ve kendini bir insana adamak, mutluluğunu, üzüntünü, heyecanını bir başka insana bağlamak arasındaki çizgi o kadar ince ki, insan çizginin öteki tarafına geçince artık aynı kişi olamıyor.
Evlatlarımızın varlığı elbette ki hayatımızı değiştiriyor, elbette ki hayata bakışımızı da değiştiriyor, zor olsa bile çok hem de çok keyifli bir meşgale, hatta yaşam amacı.
Ama yaşamının tek amacı haline gelmemeli çünkü ne yazık ki çocuklarımızın bizim onlara bağlı olduğumuz kadar bize bağlı olamıyor. Yaşamın doğal düzeni gerçek sevgiyi tek yönlü kılıyor. Tüm sevginin ötesinde, insan kendisine olan sevgisini kaybetmemeli.

5 yorum:

Aslısın dedi ki...

Allah beni affetsin:) ama o tatillerde oğlanın yazlığa gitme sefalarında, biz nasıl çocuklar gibi şen oluyoruz anlatamam:))

Bero dedi ki...

Allah beni de affetsin, bakan olsa bugün gönderirim sağa sola :)

Aslısın dedi ki...

:)))

nesobaby dedi ki...

:))) cok fenasinizz :))))
Cocugum yok ama olunca da ne olurum bilemem bana da ayni senin gibi bu davranislar asiri geliyor ve cocuguyla ilgilenecegim diye esini ihmal edip aldatilmaya kadar giden bir son..
Neyse buyuk konusmayayim yine de degil mii? :))

Bero dedi ki...

Büyük konuşmamak lazım Nesom, çünkü sağlıklı düşünemeyebiliyor insan. Hormonlar filan :)