8 Aralık 2010 Çarşamba

Mutsuzluk Üçgeni

Kimi zaman, insanlar arasında masum başlayan bir dialoğun nasıl bermuda şeytan üçgeni misali bir mutsuzluk üçgenine dönüştüğünü görüp hayretler içinde kalıyorum.


İşyerinde dün yaşanan bir olayda bunu bir kez daha tecrübe ettim.
Ayşe, bir süredir gece geç saatlere kadar çalıştığı için ofise öglene doğru geliyor.


Bizim ofis de malum dedikodu kazanı. Mete, Ayşe’nin gece geç saatlere kadar çalıştığından habersiz olarak sürekli işe geç geldiğini Müge’ye dert yanarak anlatıyor. “Bu Ayşe de bu aralar öğlene doğru geliyor, olacak iş değil” diyor.


Bunun üzerine iyi niyetli olan Müge; Ayşe’yi kenara çekip “Mete, her ortamda senin son günlerde işe geç geldiğini konuşuyor, dikkat et” diyor.

Gayet masumca olan bu uyarının devamı şöyle ilerliyor.

Ayşe, Mete’ye gidip “Sen benim arkamdan konuşuyormuşsun, gece geç saatlere kadar çalıştığımı bilmeden, öğlene doğru geliyor” diyormuşsun. “Bu yaptığın doğru değil” diyor.


Tabi Mete dumur oluyor ve yengeç oyunları ile “ben aslında öyle demek istemedim, şöyle demek istedim” filan diyerek lafı kıvırıyor ama olayı orada kapatmıyor, gidip Müge’ye çemkiriyor.

“Sana söylediğim şeyi neden gidip Ayşe’ye yetiştirdin, sana nasıl güvenebilirim” şeklinde Müge’nin üstüne gidiyor. Müge tabi haklı olduğuna inanıyor ve “ben Ayşe’yi uyardım, insanlar senin hakkında konuşuyor, geç gelme, geç geleceksen de haber ver ki dedikodu olmasın” dedim diyor.


Müge gidip Ayşe’ye “ben senin iyiliğin için seni uyardım, neden gidip Mete’ye yetiştirdin” diye kızıyor.

Sonuçta


Müge, Ayşe'ye kızgın, güveni sarsıldı. Mete'ye kızgın çünkü onun dedikoducu olduğunu düşünüyor.
Ayşe, Mete’Ye kızgın çünkü arkasından konuştuğunu öğrendi. Ayşe'ye kızgın değil, biraz mahcup.
Mete, Ayşe’ye kızgın, çünkü ona söylediği bişeyi hemen Müge öğrendi.


Bu 3 kişi de benim arkadaşım ve durduk yere olay kaos ve mutsuzluğa işte böyle çevrildi.

Basit konular böyle büyüyor, insanlar böyle kıl oluyor birbirine.
En iyisi sanırım istisnasız her konuda üç maymunu oynamak

9 yorum:

Aslısın dedi ki...

Burada birbirleriyle direkt iletişime geçmeyen üç kişi var. Bir diğeri üzerinden iletişiyorlar hep. Sorun da bundan çıkıyor. Kendisine dedikodu yapılan kişi, o geceleri geç saate kadar çalışıyor, gidip onunla konuş geç kalma mevzusunu, bana anlatman dedikodu oluyor dese; onun konuşmasına izin vermese, bir de üzerine gidip diğerine bu bilgiyi vermese isim vererek. O zaman şeytanlar işin içine karışmazdı kanımca:)

Sokak Kedisi dedi ki...

Bazı insanlar toplayıcı ve dağıtıcı rolüne girmeyi severler. Herkesten toplayıp istedikleri gibi dağıtır sonra da masum bahaneler ile sıyrılıp çıkarlar kapışmanın içinden.

Bir de çoğu zaman olduğundan değişik dağılır söylenenler. Ve direk duyulmamış herşeyin içinde yorum olduğunu bilmek lazım ve bu her zaman geçerli üstelik.

Cümle aynı kalsa bile aktarırken değişen ses tonu, mimik veya bir bakış bile farklı bir yorum katabilir söylenene...

Zor işler bunlar be Bero'cum, üç kişilik başlayıp tüm ofise bulaşıyor gerginlik de tabii. Evde oturmanın en sevdiğim kısmı bu işte :)

minimalist dedi ki...

olayı bu hale getiren biraz Müge denilen karakter. İlk anda Metenin Ayşe hakkındaki yorumuna cevaban; ayşenin gece geç saatlere kadar çalıştığı için geç geldiğini söylemeliydi; belki de mete konuşurken Müge Meteye hak vermiş olabilir "haklısın geç geliyor " gibi ... her şey olabilir bu dünyada...

Dışavurum dedi ki...

Ay bizim ofisten de bildiresim geldi şimdi, tüj. Ad soyadlı blog almanın zararları :)

Sanat Notları dedi ki...

Ayyy Mete çok gıcıkmış, uzak durmak lazım:) Belliki iş harici herşeyle ilgilene lüzümsuz kişi...

Bero dedi ki...

Aslı, aynen öyle, zaten bizim şirket böyle bir dedikodu kazanı :)

Bero dedi ki...

Haklısın be Sokak Kedisi, zor işler, ama benzetmene bayıldım, toplayan ve dağıtan insan tipi süpermiş

Bero dedi ki...

Minimalist, aslında Müge, Ayşe'nin ne sabah geç kaldığının, ne de akşam geç çıktığını farkında.
Mete, mahallenin muhtarı olduğu için giriş çıkışları o takip ediyor uzaktan :)

Bero dedi ki...

Sedoşum, bu isimler gerçek degil bu arada :) ben uydurdum. ama tipler gerçek tabi. kimse bilmediği için blog'umu rahat yazıyorum :)

Sinem, Mete evet öyle gerçekten de. Ama yine de iyi yönleri var, kopamıyorum :)