20 Kasım 2010 Cumartesi

Çocukluğumun Bayramları

Bayram sabahı heyecan içinde uyandım, hemen kardeşime seslendim, baktım o da uyanmış.
Büyük bir telaşla tartışmaya başladık: bakalım bayram harçlıklarımızla istediğimiz barbie bebeklerden satın alabilecek miyiz?

Benim için bayram demek, güzel giyinip, anneannemlerin evine gitmek, orada tüm akrabaların toplanması, güzel yemekler yenmesi ve tabi harçlık toplamak demek.

Yıllardır bayramın ilk günü aynı şekilde geçiyor, saat 13:00 civarlarında anneannemlerin evinde toplanıyoruz, teyzemler, kuzenlerim, anneannemin kardeşi, kocası, çocuğu tüm aile oradayız.
Heyecan içindeyim, acaba ne kadar harçlık toplayacağım?? Derken yavaş yavaş büyükler cebimize para sıkıştırmaya başlıyor, her hasılat sonrası çocuklar arka odada toplanıp elindekini sayıyor. Ohh bu sene de güzel toplamışız, harika, ama keşke Ayfer Teyzeler de gelseydi bu bayram, onlar çok zengin, çok yüksek harçlık veriyorlar, neyse napalım.

Sonra masaya oturuyoruz, acıkmışız, her bayram aynı yemekler var sofrada: ev yapımı su böreği, zeytinyağlı yaprak sarma, çerkez tavuğu, turşu, salata, kuşbaşı et ve pilav.
Tatlı olarak da revani, kabak tatlısı ve bizlerin getirdiği baklava, çikolata filan. Bu yemeklere bayılıyorum.

Yemek sonrası, büyükler kahve içiyor, biz çocuklarsa arka odaya gidiyor, koltukların üstünde zıplıyoruz. Bazen koltuklaın mindelerini yere indiriyor ve yerde zıplıyoruz, odanın içinde şuursuzca koşuyoruz, birbirimizle itişiyoruz, delice eğleniyoruz, hepi topu 4 çocuğuz: ben, kardeşim ve teyzemin iki oğlu.

Sonra gün bitiyor ve herkes evine dönüyor.

Ben çocukken kurban bayramı sendromu yaşamadım.
Neden bilmiyorum ama hiç kurban kesmezdik, belki de keserdik ama böyle arka bahçede filan değil. Bizim orada- Göztepe'de, kurban kesenler olurdu, hatırlıyorum, hatta annem derdi ki "kurban bayramında mutlaka yağmur yağar, kanlar aksın ve yerler temizlensin diye".

Eğer İstanbul'daysam, bayramın ilk günü hala aynı geçiyor, hala aynı insanlar, aynı yemeklerle geçiyor. Bu kez, yemek sonrası arka odaya gitmek yerine ben de kahve içiyorum büyüklerle birlikte.
Uzun ömürlü olsun canım anneannem, bir gün o bu hayattan gidince en çok bu bayramları arayacağım.

6 yorum:

Dışavurum dedi ki...

Berocuğum, umarım oğlun da sen gibi minderleri yere indirip zıplar anneannenin evinin küçük odasında. Sonra, yıllar sonra da bu yazıyı okuyup gülümsersiniz beraber :)

dalgasesleri dedi ki...

inanın bende o günleri özlüyorum.Hatırlıyorum bende bayram harçlıklarımla kendime kalem alırdım.Şimdi artık harçlık veren de yok.Benim iki kızım el öptü ama kimse vermedi harçlık ben de dahil

Bero dedi ki...

Umarım olur Sedoş, çok isterim.

Dalgasesleri, ben de küçüklere harçlık vermediğimi farkettim ama bundan böyle vereceğim.

Modafobik dedi ki...

Ben de eski bayramları özlüyorruuum! Eskiden daha fazla harçlık verirlerdi yaa,huh! -.-

CEPAYNASI dedi ki...

anneannemlerde bayramın ilk günü belli bir ritüel vardı eskiden...
anılarımın güzel bölümüdür bunlar...

şimdilerde annemlerde yeğenlerimin anılarında kalacak ritüller yaşatılmaya çalışılsa da,eski bayramlar başkaydı,bambaşka...

Bero dedi ki...

Modafobik, artık iyice cimri olduk. Nasılsa her şeyi var diye düşünülüp bebelere harçlık verilmiyor artık.

Cepaynası, bayramlar bir nevi tatil demek çoğumuz için :)